|
| Toplam
Mesaj
: 151
|
Sayfa(
1
/
16
) |
 |
|
|
İsim : |
Bedel |
Tarih: |
07.07.2008 |
| Şehir
: |
Botan |
Ülke: |
Kurdistan |
| E-Mail: |
rodirenas@hotmail.com |
|
Silavên germ ji bo we hûnermendên xweşmirov.
Ev demeke dirêje nayêm Seyr-î Meselê. Ji ber ku ne li Stenbolê me. Ez ji bo gerê hatim Antalyayê. Min dît ku xweş e hema li vir niştecih bûm. Min bawere heya newroza 2009'î dê li vir bim. Û li gel newrozê dê li Kurdistanê niştecih bibime.
Birastî min pir bêriya we kiriye. Ji we pir hez dikim.
Xebatên we ronahiyeke geş e di ronesansa kurdan de. Bizanin ku hûnê bi nav û dengê xwe nemir bin. Nevîçiçirkên Kurdistanî dê hay ji we hebin. Ji ber ku hûn bi hûnereke berze ditêkoşin.
Piştî sed salan dê mamoste ji neviyê min pirs bike: "Ka bêje lawê min Çiyavan, şanovanên ronesansa kurdî ên mezintirîn kî ne?". "Mamosta.. Elîşan, Aysun, Baran, Bedriye,Berfîn, Dîlek, Erdal, Ferhat, Feyaz, Gûler, Hemdî, Hesen:), Hîlal, Brahîm, Kazim, Mîr Mîrza, Mûsa, Nezmî, Newroz, Nûrten, Selman, Volkên...".
Yek bi yek têm destê we, we himbêz dikim.
SERKEFTIN
bdl
|
|
|
|
İsim : |
İbrahim DEMİREL |
Tarih: |
02.07.2008 |
| Şehir
: |
İstanbul |
Ülke: |
Türkiye |
| E-Mail: |
bio62@hotmail.com |
|
'Ben deliyim!!BENİM TANRIM YOK! Bana bakan bir çift göze ve bir gülen yüze taparım!!!'
Evrene parça parça dağılan büyük bir kütlenin küçük bir parçasında yaşam filizlendi...Kırılan onca fay hattına yaşanan onca felakete rağmen inadına sürdü yaşam bir damlanın katreliğinde....
Mercek altına aldığımız dünya yavaş yavaş parçalanırken bir kırılıp bir toparlanırken , bir kırılma anında açtı gözlerini deli mavi gözlerle katre..Belki dünya onun doğumunu umursamadı ama o dünyayı hep umursadı ve tüm kırılmalara rağmen kimseyi kırmak istemedi..O mercek ile bakarken ,farkında değildi Her katrenin sürekliliği kement edip yıldızlardan teleskop ile bakmak idi .... Başkalarının bizi nasıl gördüğünü anlamak için, aynaya bakmamız beyhude bir çabadır.Bizim aynada gördüğümüz görüntü,,başkalarının bize ilişkin anlam dünyasını temsil etmez.Her aynaya baktığımızda,kendimizi görürüz.!Nasıl göründüğümüzü değil.?Ayna nasıl görüntüğümüzü söyleyemez.
Benziyor muyuz.?
Ya da andırıyor muyuz.?
Benzemek!,yerine geçme arzusudur..Andırmak! onu temsil etme istencini.
Sanat. evet, Sanat,
Başkasına söylenmiş söz anlamında sanat..Hayatın içindeki yaşama çoşkusu, yaşam atılımı anlamlarında kullanılmıştır.
Yaşam, canlı ve yaratıcı bir 'itilim ve atılım'dır ve evrendeki en büyük güçtür. Maddede yani sanatla yol bulmaya çabalar. Edebiyat yoluyla yavaş yavaş maddeyi kullanmayı öğrenir. Maddenin direnci, atılımın gücünü aştı mı dağ başlarındaki rüzgar gibi, değişik yönlere yönelir, kollara ayrılır.Edebiyat olur,tiyatro olur,şiir olur,sinema olur,,,Bazen de gelişimini o noktada durdurur ama buda kavganın, yaşamın yukarı doğru devinimden vazgeçtiği anlamına gelmez.
Yaşam, bütünlüğünde, başka yerlerden sanat gibi yukarı tırmanıcı devinimini sürdürür. Bunu düz bir çizgi doğrultusunda ve kesintisiz olarak yapmaz.Büyük patlamalı atılımlar biçiminde yapar.
Yaşamın bu yukarı tırmanıcı patlamalı büyük atılımlarına yaratmadan yaratmaya bir sıçramadır yaratma güdüsüdür aslında sanat,havai fişekler gibidir.Hiçbir fiziksel şeye bağlı olmayan bu güç yaşam sahnesindeki kimi teatral evrimdir.
Onun için sanatın yaşama hakkı içinde mevcudiyetine,inadına yaşam,inadına sanat diye hırsla sarılmak gerekir.
Sanatın kendisi yeniden doğuş hayattır.
Bu salt felsefe kanalıyla değil,tükenmez hayat kuvveti ve insani duygularla yapmak gerekir.
Bu patlamayı da sanatla edebiyatla,müzik,ile ,,yapabilirsin. İşte patlama böyle olmalı buna evrilmek.
Ölen gelenekselleşen karmaşık hisler olmalıdır.
Suç her yerde vardır.
Ama sanatta suç yoktur.Herkesin tarihine giden yol onun kaderinin ışığı sanat ile aydınlatılır.
Dil bizim dilimiz tarz sanatın.Sanatta en iyi diyalog aracındır.
Nesiller arası farklılık,ihtirasların mücadelesi ve felsefe farklılıkları,birbirleriyle savaşan miletlerin analitik şekilde psikolojilerine bakılırsa, toplumsal gelişminin üzerinde yaptığı duygusal tahribattır,usuna vuran.Ama sanatın ışığı bunu ortaya çıkaracaktır.Suçluluk kompleksi,geri adım atışlar,düş kırıklıkları gibi durumlara yol açan bu yönlü geleneklere kafa tutmak sanat ile olur.
Yaşamın bu yukarı tırmanıcı patlamalı büyük atılımları için sanatçılara ihtiyacı vardır.Sanatçılarımızın yanındamıyız. sanat adına rehberlere ihtiyacımız var.
Yaratmadan yaratmaya bir sıçramadır edebiyat,mercekten bakıp yaratma güdüsüdür.Katrelere,Ama sürekli katreleşen darbelere deli mavi söz ve gözlere ihtiyacımız var. 'Ben deliyim!!BENİM TANRIM YOK! Bana bakan bir çift göze ve bir gülen yüze taparım!!!'
Ne dersin???
|
|
|
|
İsim : |
ismail |
Tarih: |
22.06.2008 |
| Şehir
: |
bursa |
Ülke: |
türkiye |
| E-Mail: |
ismail_bash@yahoo.com |
|
meraba arkadaşlar,dostlar..çalışmalarınızdan yeni haberdar oldum.kocaelinde ingiliz dili edebiyatı okuyorum.seneye sizinle bağlantıya geçmek istyorum.görüşmek üzere kalın sağlıcakla
|
|
|
|
İsim : |
İbrahim DEMİREL |
Tarih: |
06.06.2008 |
| Şehir
: |
İstanbul |
Ülke: |
Türkiye |
| E-Mail: |
bio62@hotmail.com |
|
Karadut Esmer Çabam
Söyle;
Karadut esmer çabam, Klandan da küçük, Yuvalanmış, İç içe geçmiş iki Kabile, Yüzünüzün üzerinde güzelliğiniz vukuat,
Yüzünüzün coğrafyasıdır mucize. Aklınızdan geçen aşk uğruna hasta düşmekse , Dut ağacınızım omuzdaşın, Kan ağacın meyvesi Piremus, Tispenin gözyaşları ağacın yaprakları, Yaprağın hafifliğidir düşen sona,
O nasıl tiyatro aşkıdır ki! İlacıdır seyri mesel ana... Lekesidir meyvesinin dut ağacının, Yapraklarıdır çıkaran aşktır ruha eren, İnadınıza, Ama durmadan tarıyorlar tırtıllar, Dut ağacının buruşuk çiçeklerini. İçimizde demlenmiş lekedir piremus; Yaprağın hafifliğidir. Ağır Gölgenizden düşen,
Kılı kırk yarılmış karadut kahırlarız biz sizinle.
Söz biter , Yaşam tükenir, Aşk harelenir bizimle…
Rüzgarı savrulur. Karadut altında yaprakları onca.
Ama o ağacın yolunan bir yaprağıyız yalnızca...
Sil hadi karadutun lekesini, Aşklarımız var bizim, Birbirine değmeden düşen yapraklar gibi, Öpüşebilen iki elin çırpması,, Alkışlardır.. Karadut rengininnn.iz kendiniz... Çünkü geniş tebessüm, Bir yorgun zorunluluk, Adam gibi yorgunluk, Yelkovanın bıkkın dönüşü...
Eski bir telaşın dinmez sancısında, Ağlardı sizi izleyen, gülmek gibi dururken, Küçülür incelirdi güler aya baktıkça, Seyri mesel'de bir aşk gülümsemesi, Rahat yataklarda dikeni batar gecenin, Kapatırken yıllanmış perdesini, Oyunlar bir ünlemdi akşamlara uzayan, Seyri Mesel tiyatronun yazılmamış tarihi..
Topraktaki yangını bilmedi tohum, Kırmızı soluğunda alev alev bir ırmak, Ünlemsiz hayatları dolaşır yüreğinizden, Yaban bir kederde kaldı akşamın eğrisi, Saçınızın beyazında hırçın bir tarih işte bu yüzden...
Çiçeğin ruhu yanıyor gürüntünüzden, Gölgenin hafifliğidir gönül gözümüze düşen, Güçlü kahkaha, Nedense dili yok gecenin , Dal üstüne konmak silkelemek bizimkisi, Serçeler ayışığı gömer, Karadut dalına, Yaprakları güler diker seyri mesel zaman, Mevsimi geldi hazır her an, Karadut değmişti üzerine, %.ci mevsimdir Haziran.....
Anlaşılan karanlık sularını çoktan terketmiş,
Yüzünüz 5.mevsim, Şerçeler ay ışığı gömmüş, Yüzünüzün coğrafyasına, Yüzünüzün üzerinde güzelliğiniz vukuat, Yüzünüzünün coğrafyasıdır mucize.
Esmer bir karadut, Kopardı düşlerinizden tünediği dal, Yeşerdiği Seyri mesel yapraklar......
Dağlı bir kabiledir. Yüzünüzde tiyatroda seyri mesel Aşklar,
Siz nasıl bir kabilesiniz Seyri mesel 'li çabam. Esmer Aşklar....
Bio_bio
|
|
|
|
İsim : |
İbrahim DEMİREL |
Tarih: |
18.05.2008 |
| Şehir
: |
İstanbul |
Ülke: |
Türkiye |
| E-Mail: |
bio62@hotmail.com |
|
Bir yandan kıldan tüyden mesel-elere gülünesi takıntılar,homurdanmalar,diğer yandan hissettiği somut acı.Hem gerçeklikten kaçıp sıyrılan hemde içine gerçekliğin nufus ettiği sanatı sanat yapan gerilim,bu kadar iyi beden dili ile anlatmak nasıl mümkün olur.Ciddiyetle şenlik arasındaki titreşimi çok iyi yakalamış Güler ve Berfin neydi o sahnedeki ahenkli bütünlük,o ritim duygusu.
Çatışmalı iç monologlarla,vurgulamalarla,tekrarlarla çok iyi ifede edilmiş ,,,Zira ilk galasında da seyretmiştim ....Kimi oyuncular değişmiş,fakat gelen arkadaşlar özellikle Baran arkadaşım,öyle bir tiyatro sevgisi tutkusu yaşamış ki kendini sevmeyi öğrendiğinden 'vay be ne iyi oynuyorum edasında gülen gözlerindeki ışıltıda,hem başlangıç için temiz bir yüz,temiz bir adım atmış hiç zorlama yok..,
İbrahim hiç sormayın tam sahne arıza,normali bu olsa gerek kaynağı ve hedefi belli takıntılı bir ruh halini yansıtıyor,dikkat çekiyor yeni yetme tiyatrocu havası var.Yettim ulen der gibi...Metin ise işi dingin,ortamı sessiz,ama çok yeğin bir ateşliliği var o sessiz ortamın içinde.
Kısacası onları sıralamak,tek tek sayıp dökmekle,tasvir etmekle,onların kanımca seyirci yoğunluğu tedirgin etmektedir.
Ama Güler kardeşimde farklı bir tutku var ki tiyatroda güçlü olma,sahnede güçlü olma tutkusunu ateşliyor.Yani oyunda yaşama tutkusu oyun içinde güçlü olma duygusunu tetiklediğinden sahnenin diyebilirim ki en güçlü kişisiydi.Yüzündeki kimi tedirgin ,kimi fiziksel ,kimi gülen anlamda da gücü arzuluyor.Sanki bu oyunların içindeki kahramanların başında Güler geliyor.Bu kahramanlığını çok iyi dışa vurma hali yaratmış.Bir meydan okuma hali vardı.Bende varım der gibi..Boy gösterme hali ...
Berfinde ise oyun içindeki ağırlığı öyle fazlaki bir ikinci kişi sahnede dolaşıyor ağır gölgesi hemhal sahnede...Ekibin önderi konumunda idi..Sahnenin içinde tüm sorumlulukları yüklenmiş gibiydi.Sahnedeki güvenlik hissi.Ağır gölgesi bir kahraman edasında sahne almış gibi..
Bu yüzden seyri meseli önemli kılan,belki de bizim de gördüğümüz ama fark edemediğimiz yada yeterince hissedemediğimiz bu evreyi,bu hiçlemeyi birey içinde kavrayıp anlayarak tiyatro sanatının gücüyle belirgin kılmalarıdır.Bu neden ile Erdal'ı biraz^daha gençleşmiş gördüm .Hafiflemiş.İşte yukarıda sıraladığım kahramanlar bu yükü almış ondan.Onlar ne yapacağını bilen, güç aktarımında bulunmuşlar ağır gölgeleri ile..beden dilinin yarattığı iç monologlar etkileyici diyaloğu ortaya koymuş.Ne güzel diyalog gibi gözükse bile her oyun bir monolog yaratmış krakterler üzerinde.Bu oyunları daha etkileyici kılmış...
Metin'in özellikle bu monologu iyi yansıtması onun farkındalığını da ortaya koyuyor.Takıntılı bir adamın tiyatroya takıntılı iç dünyasını çırılçıplak yansıtıyor..Sahici krakterler reflekte ediyor.
Sanırım bu son du .Kaçırdığınız bu fırsatı.İyiki varsınız .İyi ki beni davet ettin Berfin kardeş,ağır abla.Pardon gölgesi ağır abla..Siz oynadınız ben gördüğümü yazıyorum.. Galiba sizi yazarken kendimi de okuyorum.
Seyri mesel ilk günkü gibi mahremiyetini koruyor..
Sizler izlemeye gidinde görün ağır gölgelerin arasında kendinizi nasıl koruyacaksınız....
|
|
|
|
İsim : |
mehmet ali |
Tarih: |
10.05.2008 |
| Şehir
: |
istanbul |
Ülke: |
türkiye |
| E-Mail: |
maliaygan@mynet.com |
|
Bedriye,Dilek ve Hilal arkadaşları hizmetçiler oyunlarındaki performanslarından dolayı tebrik ederim..bu oyun seyri meselin tarzı dışında olan oyunlardan biriydi..arada bir bu gibi denemel yapmalarını olumlu buluyorum.Çünkü bu tür oyunlar oyunculuğun geliminde ve oyunculuk formasyonun gelişiminde olumlu katkıları olduğuna inaniyorum..oyunda oynayan arkadaşları sözlerimin başında tebrik ettim. ama biraz eleştirilerim de olacak.oyunda sanki tekrarlar çok fazlaydı ve bu tekrarlar oynu zaman zaman seyirci açısından sıkıcı hale getirdi.dekor kullanmınıda çok başarılı bulmadım.dekor kullanımındaki aksaklıklar oyun estetiğini ve ahengini bozuyordu.evin hanımı rolünde oynayan arkadaşın davranışlarıda bir fransız hanımefendisinin tavır ve edalarından uzaktı. bana adeta bir kürt hanımağasını hatırlattı.yani rollerin içselleştirmesi konusundada eksiklikler vardı.umarım bu eleştirilerimi iyi niyetli değerlendirirsiniz..ama başta da dediğim gibi seyri mesel tiyatrosu olarak böle farklı bir tarz oyun çıkarmasını geliştirici buluyorum.. özellkle oyuncu arkadaşların dialogları başarılıydı.oyunun trafiği ve rejiside başarılıydı.. yüreğinize sağlık arkadaşlar..saygılar sevgiler. m.ali aygan
|
|
|
|
İsim : |
İbrahim DEMİREL |
Tarih: |
06.05.2008 |
| Şehir
: |
İstanbul |
Ülke: |
Türkiye |
| E-Mail: |
bio62@hotmail.com |
|
Ölü gençler ülkesinde yaşamı yakalayan sözler!!!!!!!!!!6 Mayıs gerçeği..
Darağacına giderken söylenen yaşamı yakalayan sözler;Üç kişilik ordu,devrim ateşinin alevleri…Ateşte yandıkça küllerini savurur.Getirir an’a;
Yaşam döngüsünü devam ettirmenin,unutma sayesinde olduğu söylenir.Yaşamımızda bir şey ifade etmeyen kötü anları,kopuş anlarını,unutarak yok sayarak sonlandırırız.Unutma olmasaydı ilk acıyla insanın kendisini yok etmesi gerekirdi.Unutmak kötü olanın panzehiridir.Öte yandan tabiî ki öyle acılar varki! onları unutmak,ne mümkün...Çağımızdaki durum tam da tahribat düzeyindedir.Hele bunlar iz bırakan üç fidan;Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan,Hüseyin İnan…Unutmak toplu bir belleksizliğe getirdi bizi.
Bugün 6 Mayıs Denizlerin idam edilişlerinin yıldönümü Unutmayı tamamıyla bir belleksizliğe dönüştürdüğümüzün 1 mayısta taksime çıkamamak denize dökememek ayakların baş olamadığı,,,,boğazıma düğümlendi kelimeler....
İrademe acıyın güç ve umut bağışlayın bana,,,Üç fidan !!!! Saf bir yürek kof ahlak karşısında gizlenişlerle yükünlendirilen hayat,uçsuz bucaksız düş bozgunlukları yaratıyor.Hiçbir zaman dolu dizgin yaşanmıyor.Sadece kağıt üstünde yaşamak,ancak orada yaşayabilmek.... Gönül ki yetişebilmekte,ama yine de bu ülkede kültüre ve kimliğe dair hak taleplerini anlamakta zorlanan,türkiyeli olma vatandaşlığını Ulus -devlet kulubüne üye olma,tc nufus cüzdanınız varsa,başka bir şikayetinizin, kimliğinizin olmaması gerekir gibi düşünülüyor ki,İyi adealetli ve demokratik bir türkiye,için vatandaşlık ve hak ve özgürlükler konusunda ve kavrayışı zorunlu kılmaktadır..
Bu baskı ile tabiat kanunları ile öyle şiddetli bir zorlayıcılığa uykuran boyun eğdiren..Pis kominist denilen anasına küfreden ,allah alah diye bağıran,tatbikat uygulayıcısı çevik kuvvet öğrencilerinin nasıl sürüldüğü bizzat olayları içinde yaşamış, birebir tartıştığım yeni yetmelerin,kendilerine göre realizminin,öylesine doldurulup,toplumun umudunu kesme noktasına getirmiştir.1 Mayıs'ta yapılan muameleler.Bu ülkeyi ölü gençler ülkesi haline getirmektedir.Nasıl bir kimliğe yaslandırılıyor ki .Yakaladığı her yaşıtı pis komist deyip sanki işgal kuvveti saldırganlığı içinde,bir kırılma yaşandığını göstermektedir. Ne kadar trajedidir ki aynı sınıf savaşımı içinde olması gereken,sömürüye,zülme,başkaldırıya,aşağılanmaya ve eşitsizliğe birlikte karşı çıkması gereken ,ezilenlerin pratiğinde kendilerini bir başka ezilmişin zülmü yaşanmıştır taksim de yaşanılan ispatıdır.Nefretin ve öfkenin sonlanmaması,daha iyi ve daha yaşanabilir bir dünya tahayyül eden insanda bir geçimsizlik hissi uyandırıyor ister istemez.Yaşamı yakalayan sözler adı üstünde yaşamı yakalar,deyim yerindeyse şimdiyi esir alır.İşte darağacına giderken söylenen sözlerdir bunlar… Bu günü teslim alan 'mayısı teslim alan tarihtir 6 Mayıs....
Denizleri unutmak doğru olmaz.Şimdilerde güya uğrunda savaştıkları değerleri terk edenlerin sermayenin güdümünde en homejen olduğu nokta emeğe saldırı noktasında olmalarıdır.Aslında sermayenin günlük ve kişisel ilişkilere sızmış ve sorgulanamaz olan kapitalizmin yarattığı sorgulanması gereken bir otoriteye itaatini,ve burjuvazinin odak noktasına sembol olarak parayı ve mülkiyet kavramın oturtmuştur.Tabii bu otoriter iktidar çeşitliliği,öncekiler gibi,güç kullanmadan,fiziksel zorlama ve tehdide başvurmadan,açıklama getirme zorunda kalmadan otoriteye itaati sağlar.Bu insanların günah çıkarmak adına geçmişlerinin anı altında anlatmalarının anlamak zor ,ama yine de üzülüyor insan.Hayır demeyi unuttukları için,hayır demenin haksızlıklara isyan etmek olduğunu artık hiç hatırlamadıkları için,şimdikilerde merkeze kapitalizmi almış ona itaat noktasında her şeye evet diyorlar.Oysa anılar güzeldir.Acıyla hatırladığımız anılar bile,birer isyan ateşiydiler ve güzeldiler..
İnsanın üstüne bir kere gölge düştü mü,bir daha güneşi görmek zordur.Şimdinin kapitalizmin uşakları geçmişte uğruna şavaştıkları değerleri yanlış yaşadığını düşünenler,tuzu kurular,genellikle kandırıldıklarını söylerler ya da gençliklerinde bulurlar kabahati.Sonra değişen dünyaya ayak uydurup koşularından bahsederler,fakat değişmeyen,tam tersine efendi köle ilişkisini körükleyen,sendikasızlaşmaya bile götüren tam tersine yoğunlaşan sömürü umurlarında bile değildir,Potansiyel insan genç ve eskimeyenleri,’siz hala orada mısınız diye dalga bile geçerler.Onlar aslında tuzu kuru bedel ödememiş, mülkiyet tutkusuna tutsak olduklarından, akılları celladı olmuş yaşayan ölülerdir.Onurluca yaşamanın ne değerli bir şey olduğunu anlamadıkları için gülüp geçeceksiniz.Oysa yaşamak,başka ,bambaşkadır.Denizlerin iyi bildiği şeydi yaşamak..Nazımdan öğrenmişlerdi ve öğrendikleri gibi yaşadılar,Çokta iyi yaşadılar.
Her zaman gerçek anlamda bir devrim doğru olanı gören ve doğru olduğunu bildiği şeylere göre yaşamlarını düzenleyen,gerektiğinde bedel ödeyen bir azınlık tarafından gerçekleşmiştir. Özgürlük içinde hiçbir korkuya kapılmadan,belirli bir kalıba gi
|
|
|
|
İsim : |
İbrahim DEMİREL |
Tarih: |
22.04.2008 |
| Şehir
: |
İstanbul |
Ülke: |
Türkiye |
| E-Mail: |
bio62@hotmail.com |
|
BİZİM DE BİR GÜNÜMÜZ VAR O GÜN MUTLAKA GELECEK, BEKLE BİZİ 1 MAYIS!...
Kısıtlanmalar sürüp gitmekte.Ama düşsel özgürlükler kısıtlanamamıştır.Çünkü böyle bir olasılık yoktur.Dünya içinde,dünyadan farklı,değişik bir dünya yaratma düşleri hep olacaktır.Yaşanılan gerçeğe rağmen,gerçeğe karşı üretilmiş düşün gerçeğe dönüşüm imleri hep olacaktır.Düş özgürlüğünün sınırı yoktur.Yaşanılan gerçekliğin kabulü tiskinti vericidir.Bu gerçekten kaçış yada bir firardır düş.Bir toplumsal firar bu benim dünya görüşüme haiz insanlar için,ya gizli yada açıkça yapılır.Birde zihinsel firar var.O ise toplum kurallarına tabi olmaktan çıkıp kafa tutmaktır.Kurallara karşı çıkmaktır.Yaşanılan tiskinti verici gerçeği kabul etmek bilnçaltını tetikler.Bilinçaltımız yaşadığımız gerçeklerin doldurmalarıyla sınırsız bir karanlıklar hakimdir.Bir o kadar da sınırsız bir zenginliktir.Ne varsa yaşadığımız,yaşamadığımız,yaşayamadığımız bütün itimler,ulaşılmayan hevesler,pişmanlıklar,anımsamaktan ürktüğümüz,kesin unuttuğumuzu sandığımız,ama farkında olamadan bizi kemiren şeyler.Asıl biz ordayız,ama olduğunu sandığımız biz bunun farkında değildir.
İşte bu çağımızın tiskinti verici gerçeği üretim ilişkileri Marks'ın dediği gibi bizi geleceksiz bırakmaktadır.İnsani tüm değerleri hızla tüketmekte,insanları sahte amaç ve hedeflere gerçekler diye yönlendirmektedir.İşte bu çarka takılanlar bir süre kullanılıp atılmaya mahkum, gerçekte var.Yaşanmakta olan toplumsal,ekonomik ve kültürel gerçeklerden etkilenen insanların para güç ve başarı peşinde koşarken kimliklerinden,aşktan ve umutlarından uzaklaşan,sayıları gittikçe artan özellikle yeni kuşak önce sevgiyi,sonra geleceğe olan inancını en sonunda ruhunu kaybedişini görmekteyiz.Ve belirsiz geleceğe acele koşmaktadırlar.İtaat ettiklerinin izin veridiği gibi yaşamayı kabulendirildiği vahşice bir pervazsızlığa doğru evrilme yaşanmaktadır.
Birde topraklarında emperyalist odakların işgücünü yağlayan otonom yapılar vardır.Yüzyıllarca isyan,haykırış ve bir o kadar direnç ezgileri ve kavgaları yaratan uluslar bugün doğduğu topraklardan kıtalar aşıp,başka hayatlara ilham verdiyse,sormak gerek;ulaştığı yerde ve ulaşıp döndüğü coğrafyada emperyal karşı çıkışa ne yankısı oluyor.Traji komik bir dram olsa gerek isyanı ve karşı çıkışı mazlum halkların haykırışına dönüştüren tını o çoğrafyada başka başka emelleri ve söylemleri beraberinde taşıyor mu?Drama sömürüye,yoksulluğa ve yoksunluğa bürünen ırak halkının her gün katledilen yüzlerce insanın hayatını,benzer sıkıntıları birgün yaşayacağını,ve çok uzağında olmadan soluyan ülke bireylerine insanlık anlamında bir köprü kuruldu mu?Kültürel ve sanatsal etkileşim aynı mı?Tarihin yaratığı ulus ile bugünün tiskinti verici gerçeğinin yaratığı bir ulusa,bu dip not düşme çabası 4 parçaya bölünmüş bir parçasının yerel refleksi evrensel boyuta nasıl taşınır.Zira orada tarihine düşülen dipnot gidip bir ulusun küreselleşme denen gerçeğin merkezine yerleşiyor.Yani tarihe düşen satır başlarını Mezopotamya uygarlıklarını başka medeniyetlerle buluşma noktasını iyi belirlemek lazım.Kültürel iklimlere vurgu yapılmalıdır.Kentlilerin aidiyet duygusu sanata ve kültüre daha baskındır.Biraz saf değiştirmeler başlandı.Yaklaşık bir milyon Iraklının ölümü,hangi pencereden açıklanabilir.Demek ki sosyalizm öldü diyenleri,tek kutuplu dünyanın huzur ve mutluluk getireceğini söyleyenleri tarih,hem de çok kısa süre içersinde yalanladı.
İnsanlığın geleceği Sosyalizm dir.Sosyalizm ölmemiştir.Bireyler eşit değil.Özgürlük adalet,dayanışma kavramları hala ortak istem.Bunlar insanlığın ortak sancıları ve bu sıkıntıları ortadan kaldıracak olan sosyalizm dir.Lenin gerçekleştirdiği devrime Rus devrimi adını vermiş,Mao köylü devrimi dememiş,Çin devrimi demiş,Kastro Küba devrimi söylemini yerleştirmiş.Mevcut düzeni tüm kurallarıyla değiştirenler böyle bir tavır sergilemiştir.Taki ne zaman sınıfsız toplum kurulur,sınırlar kalkmaz o zamana kadar ulus kavramı kalacaktır.Bu arada ırkçılığın,kör milliyetçiliğin,şövenizmin altını çizelim. Bunu sosyalizmin propagandası olarak görebilirsiniz.Ne yapalım bir kere bilincinize sınıfsız toplum düştüyse,hele bu yanı başınıza düşen bir Şivan gerçeği ise artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmiş demektir.Bu kavram usunuza düşlerinizden düştüğü andan itibaren gerçekliğin peşindeki buluşma sağlanacaktır.Bizim de bir günümüz var o gün mutlaka gelecektir..Haksızlıklar sömürü olmasın.Ortak üretim,ortak adil paylaşım olsun.Bu sadece ulusumuz için değil tüm insanlık için idealimizdir.
MAYIS GERÇEĞİM
Yanıtını bekler,
Kuşun kanadına yazılan sözler, Ne çareki, Posta güvercinleri değiştiler. Duyarsızlaştı tenler, Zenci karanlığı yırtan gözler.
Emekle tersel ilişkide iken, Duyarsızlaştı nasırlı eller.
Unuttular mayıs rüzgarlarını, Sanal bir kirlilğin içine sindiler,
Kırık bir u(n)muttu Mayıs çiçeği, Kavgayı haykırmaktır gerçeği, Mayıs aşk'tır, Hem gerçeğim.
Çok bekletme 1 mayıs inadına eseceğim!... Bio-bio
Yüz
|
|
|
|
İsim : |
kahraman mamoste |
Tarih: |
15.04.2008 |
| Şehir
: |
yüksekova |
Ülke: |
dağbaşı |
| E-Mail: |
tesiya_can@hotmail.com |
|
ibo seni unutmadım ===öldün sen befrin siz ve diğer arkadaşlar dikiliden ben thatırladıysanız msn mi alın görüşelim ve çalışmalarınız okudum çok hoş ve gurur duyuyoruım HEPİNİZİ ÇAYA BEKLİYORUM DİKİLİYE
BURADA İSE EVİME GELİN EMRİNİZDEYİM burada bir eviniz var
SAYGILAR AMA NE FOLKLOR EKİBİM VAR BİR GÖRSENİZ
|
|
|
|
İsim : |
Bedelê Goyî |
Tarih: |
12.04.2008 |
| Şehir
: |
Botan |
Ülke: |
Kurdistan |
| E-Mail: |
rodirenas@hotmail.com |
|
Beriya çend rojan baraneke şilenerm ji rûyê asîmanên rûgeş li ser bajarê Stenbolê dixwûşiya. Diya min digot barana heyva nîsanê hekîm e. Ji ber hindê min meşîna xwe dibin hekîmê rehma wê ji asoyên nîşana azadiyê tê, berdewam kir. Û min xwe ragihijand Şanoya Seyr-î meselê. Ax çi xêrhatinek xweşik li min kirin hûn nizanin!
……………………………………………………………………………………..
Lîstîkvanên zîrek bi zimanekî hêsan û herikbar Kurdistana min a min bêriya wê kiriye divejînandin. Belê Kurdistan û kurd bihemû reng û dengên xwe ve li pêş min bûn. Ken, stran, leyz, kevneşopî… Mamê Xalid ê xeber-reş (dijûnbêj), Xalê Hamid û Se’diyê Mistoy ên şerker, Xeca Xalit a sebrê me pêdihat, Ehyayê Feqoy ê derewker, Remezan û Eshed û Mihyedîn yanê giundiyên min ên hefîş (henek-ker), aşvanê ku me qesta wî dikir…. Ax gidî! ew xweşî û nexweşiyên min li Kurdistanê borandine tev nemir bûne li Şanoya Seyr-î Meselê. Şanogerno we çi heq lim hebû ku we ez ewqas kûr û dûr birim. Lêbelê her dû pismamên min; Xelat û Heyderî dîsa li ser tuxîbê ziyanan şer dikirin li Stenbolê….
Zimanê wan ne mina yê hûnermendên NÇMyê xelet û ne mîna yê ROJ TVyê berevajî bû, ne mîna yê KurdistanTV û Kurdsadê... Kurdiyeke standart lê peyvên wê ji bav û kalên min rijiya bûn ser lêvên wan. Min ew baş fam dikirin. Dayikek li wir bû, wê ji xweş fam dikir. Ji aliyê edebê ve jî hêjatiya xwe beyan dikir. Kurdên me taybetiyeke balkêş hene. Heçî 2-3 pirtûk xwendin yan jî gihişt astekê bê-îstîsna heqaretê li girseyeke kurd dike. Mataryalîst li misilmanên kurd, misilman li filehên kurd, filehên kurd li materyalîstên kurd, alewiyên kurd li eşîrên kurd, eşîrên kurd li maateryalîstan… Hêjayî gotinêye ku Seyr-î Mesel îstîsnayek e. Tev kurd dikarin biçin û temaşa bikin. Kurdê êzidî, fileh, misilman, alewî, kirmanc(zaza), kurmanc, materyalîst. Şîr û pîr, mêr û jin dikarin biçin şanoya Seyr-î Meselê û çend seetên kurdewarî derbas bikin. Yên nexweşiya dilî li wan bila hay ji xwe hebin… Hûnê ji kenî fetisin… Ji qehran kevin…
Li gel kurmancî zazakî ji xeber didin. Siheta wan xweş be…
Lê belê hevalno. Ez spasdariyê li Şanoya Seyr-î Meselê dikim. Mala wan ava bit. Em çi hêja ne ku şanogerên me kevneşopî û jiyana kurdewarî nemir dikin. Ji niha û pêve ezê her biçim Seyr-î Meselê ji bo temaşakirina şanoyê. Vê heftiyê ezê hinek hevan jî li gel xwe bibime. Bila ew jî mejiyê xwe binûjeniyeke kurdistanî bişon. Hevalekê got min; “Heqê bilêtê çiqas e?”. Hevalno kelagirî çavên min girt. Ji ber ku min pirsa heqê bilêtê ji wir kir. Hevalê hêja got min: “10 YTL ye… Ji bo xwendevanan 5 YTL… Yên ku pere nebin jî bila nedin yanî belaş e”. Min hingê zanî ku Seyr-î Mesel ne şanoya bazirganiyê ye lê şanoya gelê min e.
Hey hêêê! Yê ku bixwaze riha xwe biherikîne li nav hestên herî bilind û kurdewarîyê bila bên Seyr-î Meselê.
|
|
|
|
İsim : |
senol |
Tarih: |
11.04.2008 |
| Şehir
: |
herne |
Ülke: |
almanya |
| E-Mail: |
piro_delil_2007@hotmail.com |
|
merthaba öncelikle azimle yapmis oldugunuz sanatsal kulturel faaliyetlerinizde basarilar diler calismalarinizin inkar edilen bir halkin kulturunde yeni cigirlar acmasi temenisiyle ,kiasaca sunlari belirtmek istiyom,her kesin kolay kolay cesaret edipte soyunmadigi bir ise girstiginiz az cok biliniyor daha önce belki farkli kurumlerda bu is yaptiniz anacak daha sonra özgun neden olabilir farkli bir kurum olusumuna gittiniz buna birazda arayis kendini aciga cikarma ifade etme yöntemide diyebiliriz buna ragmen calismalarinizi topluma mal etme genis kitlelere ulastirma girisimlerinizi acikcasi sok fazla göremedim gernelde kultur sanat kurumlari tmsil etmek i´stedikleri halkin arasinda olur ancak nedense temsilimizi saglamak isteyen kurumlarimizin cogu istanbulla kendilerini sinirliyor buda biraz onlari sorgular bir hale getiriyor sanat ve sanatci baglaminda yaklasacaksak [ki vu sanatla ugrasan her sanatcida olmasi gereken bir baglamdir ayri ele alamayiz]sanat bir halkin yasanmis ve islenmemis kulturunun islenmesidir yaraticiliktir cok yönlü olmayi beraberinde ister halktan kopuk olnmaz ne kadar halka gidilse sanatida okadar zengin olur sanatcinin sizinde bu iddada oldugunuzu dusunuyom ve inaniyorumki daha cok yuruyecek yolunuz yapacak isiniz var bir sorumlulukta denebilir tekrardan basarilar sanat renginde kalin yureginizden mavi hic eksik olmasin
|
|
|
|
| Toplam
Mesaj :
151
|
Sayfa(
1
/ 16
) |
 |
|
|